Küresel sistem, 2. Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi popülist ve dışlayıcı otokrasilerin yükseldiği, bencil menfaatler uğruna birçok coğrafyanın tarumar edildiği günleri yaşamaktadır. Dünyanın neredeyse her yerinde muayyen devletler, iktisadi, siyasi çıkarları uğruna vekâlet savaşları yürütmekte yahut bizzat silahlı müdahalelerde bulunmaktadır. Diğer taraftan, modern toplumların endüstriyel faaliyetleri sonucu atmosfere salınan karbondioksit gibi birtakım gazların, yer kabuğunda ve denizlerin ortalama sıcaklıklarında artışa yol açması olarak izah edilen küresel ısınma da doğal afetlerin sayısını günden güne çoğaltmaktadır. Doğrudan yahut dolaylı olarak insanın kendi eliyle meydana getirdiği tüm bu sarsıntılar, bireylerin onurlu yaşama, korunma ve güvenlik haklarını istismar etmektedir.
Afet ve çatışmalardan etkilenen kişilerin temel ihtiyaçlarını giderme, kriz bölgelerindeki kırılganlığı iyileştirme ve istikrarsızlığa çözüm bulma görevi ise hükümetlere ve insani yardım kuruluşlarına düşmektedir. İnsani yardıma ihtiyaç duyan bölgelerdeki kırılganlığı gidermek ve yaraları sarabilmek sadece belirli yardım kuruluşlarının ya da sadece belirli devletlerin yürüttüğü insani faaliyetlerle mümkün olmamaktadır.
“İnsani koordinasyon” olarak adlandırılan bu gereklilik, insani yardıma taraf olan kimseler ya da aktörler arasında kolektif iş birliğinin sağlanarak kriz bölgelerindeki mevcut sorunların giderilmesine yönelik tetkiklerin hızlandırılması ve beşeri faaliyetlerin daha nitelikli hale getirilmesi işidir. İnsani yardım sistemi içerisinde koordinasyonun nasıl olması gerektiğine dair standart bir tanımlama mevcut değildir. Ancak insani koordinasyonu; “yardım aktörlerinin tutarlı ve ilkeli prensipler çerçevesinde, bireylerin insani yardıma ve korunmaya en çok ihtiyaç duydukları zamanda, acil ihtiyaçlarının giderilmesi ve yaralarının sarılması gayesiyle insani faaliyetleri ortaklaşa yürütmeleri” biçiminde tanımlamak yanlış olmayacaktır. Bu iş birliğindeki maksat, öngörülebilirliği, hesap verilebilirliği ve ortaklığı da güvence altına alarak kriz bölgelerinde gerçekleştirilen yardım faaliyetlerinin niteliğinin ve niceliğinin artırılmasıdır. Bu tür koordinasyona dayalı çalışmalar altı farklı katmanda yürütülmektedir:
Kolektif insani yardım faaliyetlerinin yürütüldüğü durumlarda insani yardım aktörlerine düşen görev, kriz bölgelerindeki kırılgan durumun iyileştirilmesine yönelik ne tür çalışmalara öncelik verileceğinin belirlenmesi ve iş birliğinin buna göre temin edilmesidir. Yardıma ihtiyaç duyan bölgelerde, ortaklaşa görev yapan aktörlerin kendi aralarında kararlaştıracakları bu iş bölümü sayesinde, insani çalışmalar hızlı ve etkili bir şekilde ilerleyecektir. Koordinasyona dayalı çalışmalar da temelde üç fonksiyonlu olarak yürütülür:
İnsani yardım aktörlerinin benimsediği prensiplerin ve çalışma alanlarının farklılık arz etmesi nedeniyle aniden meydana gelen doğal afetler ya da iç karışıklıklar ile yaşanan felaketler sonrası kırılganlığın ve istikrarsızlığın arttığı bölgelere yapılacak insani yardımlarda her aktör, müşterek faaliyet yürüttüğü kurumun eksikliğini giderici ve onu tamamlayıcı bir misyon üstlenmelidir. İnsicamlı, tesiri yüksek ve ilkeli bir insani müdahalenin uygulanması için ortak faaliyet yürüten kurumlar, mahrumiyet bölgelerinde yapılan hataları ve eksiklikleri en aza indirerek ve doğru insani pratikleri gerçekleştirerek insani yardımın kalitesini artırmayı amaçlamalıdır.
Bu tür koordineli çalışmalarda, her bir insani kuruluşun müştereken dâhil oldukları insani faaliyetlerde üzerlerine düşen görevlerini hassasiyetle yerine getirmeleri beklenir. Nihai amacı insani yardıma muhtaç kişi ya da gruplara katkı sağlamak ve onların ihtiyaçlarını gidererek bölgede istikrarı ve güvenliği sağlamak olan STK’lar “birlikten kuvvet doğar” cümlesini de kendilerine şiar edinmelidir. Çünkü, birden fazla yardım kuruluşunun bir arada çalışması, insani yardım faaliyetlerine dair geliştirilen stratejilerin başarısız olma ihtimalini en aza indirecektir.
Diğer yandan insani yardıma ihtiyaç duyan kimselerin kırılganlıklarının nasıl giderileceğine ilişkin farklı fikirlerin mevcudiyeti, meseleye daha geniş bir açıyla bakılmasının da önünü açacaktır. Birden fazla yardım kuruluşunun müşterek insani faaliyet yürütmesi, aynı zamanda kriz bölgelerinde vuku bulan hak ihlallerinin önlenmesi, istikrarın ve güvenliğin sağlanması, sivil can kayıplarının önüne geçilmesi gibi birçok noktada güçlü, birleştirici ve kararlı tek bir sesin ortaya çıkmasına da yardımcı olacaktır. Bu durum, bahse konu problemlerin çözüme kavuşturulması noktasında siyasi ve hukuki mekanizmaların harekete geçirilmesi işini de hızlandıracaktır. İnsani krizlerin giderilmesine yönelik kurulacak masadaki tek bir fazla sandalye dahi geliştirilecek stratejilerde ve izlenecek politikalarda fark yaratılmasına ve insani yardımda çığır açabilecek içtihatların üretilmesine olanak sağlayacaktır.
Hemen bütün sivil toplum kuruluşlarının genel bir sorunu olan finansman kaynaklarına erişim hususunda da bu tür müşterek faaliyetler yükü hafifletecektir. Diğer yandan çok aktörlü insani yardım operasyonları, fon kullanımı noktasında; birbirini dengeleme, sınırlama ve şeffaflığı sağlayacak farklı mekanizmaların ortaya çıkmasına katkı sağlayacağından sivil toplum kuruluşlarının keyfî ve sorumsuz davranma ihtimallerinin de önüne geçecektir. Hesap verilebilirliği artıracak insani yardımda koordineli hareket etme, karşılıklı tecrübe ve bilgi paylaşımı sayesinde mağduriyet bölgelerinde karşılaşılacak muhtemel zorluklara hazırlıklı olmaya da yardımcı olacaktır.
Dünya genelinde yaşanan krizlerin değişen doğası birtakım uluslararası sivil toplum kuruluşlarının zaman zaman belirli bölgelerde insani faaliyet yürütmesine de mani olmaktadır. Bu durum yardıma muhtaç bireylerin acil ihtiyaçlarının karşılanması ve insani yardımların zamanında bahse konu bölgeye ulaştırılmasının önünü tıkamaktadır. Mağduriyetlerin ve can kayıplarının olağanüstü seviyelere çıkmasına yol açacak bu hadisenin, uluslararası kuruluşların bölgesel ya da lokal düzeyde görev yapan insani yardım kurumlarıyla gerçekleştirecekleri iş birliğiyle aşılması mümkündür. Yani bölge içerisinde görev yapması türlü nedenlerle engellenen uluslararası insani aktörlerin anonim kalarak, yerel kuruluşların acil ihtiyaçları karşılama noktasında yetersiz kaldığı durumlarda takviye görevi görmeleri ve mağduriyetlerin artmasının önüne geçmeleri olasıdır. Diğer yandan, yerel ve küresel insani yardım aktörlerinin bir araya gelmeleri, kriz bölgelerinde faaliyet yürütme çabası içerisinde olan ulusal aktörlerin, insani yardım sistemi içerisindeki görünürlüklerinin artmasına da katkı sağlayacaktır. Ayrıca, geniş yelpazede insani çalışmalar yapan uluslararası kuruluşlarla beraber hareket etmek, bölgesel ya da lokal düzeydeki sivil toplum kuruluşlarının tecrübelerini artırarak iş yapma potansiyellerini de geliştirecektir.
İNSAMER
“The global system is currently experiencing days reminiscent of the pre-World War II era when populist and exclusionary autocracies were on the rise, and many regions were devastated for selfish interests. In almost every corner of the world, certain states are engaging in proxy wars or direct armed interventions for their economic and political interests. On the other hand, global warming, explained as the increase in average temperatures of the Earth’s crust and oceans due to gases such as carbon dioxide released into the atmosphere as a result of industrial activities of modern societies, is increasing the number of natural disasters day by day. All these disturbances, directly or indirectly caused by human hands, exploit the fundamental rights of individuals to live with dignity, protection, and security.
The task of meeting the basic needs of people affected by disasters and conflicts, improving fragility in crisis areas, and finding solutions to instability falls on governments and humanitarian organizations. The mitigation of fragility in regions requiring humanitarian aid and the healing of wounds cannot be achieved solely through the humanitarian activities carried out by specific aid organizations or specific states.
This requirement, called “humanitarian coordination,” accelerates the examination of crisis areas’ current issues through collective collaboration between humanitarian actors and aims to make humanitarian activities more effective in providing individuals with emergency assistance and protection when they need it the most. There is no standard definition of how humanitarian coordination should work within the humanitarian aid system. However, describing humanitarian coordination as humanitarian actors working together to provide assistance and protection at the time when individuals need humanitarian help and protection the most, within the framework of consistent and principled principles, would not be wrong. The purpose of this collaboration is to increase the quality and quantity of humanitarian activities by ensuring predictability, accountability, and partnership. Such coordination-based efforts are carried out at six different levels:
– Among local organizations
– Between local and international organizations
– Among international organizations
– Between international organizations and government institutions
– Between local organizations and government institutions
– Among government agencies involved in aid
In situations where collective humanitarian activities are carried out, the responsibility of humanitarian actors is to determine what kind of work should be prioritized to improve fragility in crisis areas and ensure cooperation accordingly. The division of labour between actors working together, which they agree on in these areas in need of aid, will enable humanitarian work to progress quickly and effectively. Coordination-based activities are essentially carried out with three functions:
Due to the different principles and work areas adopted by humanitarian organizations, the existence of different ideas on how the fragility of those who need humanitarian assistance can be reduced will also allow a broader perspective. Collaboration between multiple humanitarian organizations will also contribute to having a strong, unifying, and resolute voice on many points, such as preventing violations of rights occurring in crisis regions, ensuring stability and security, and preventing civilian casualties. This situation will also accelerate the operation of political and legal mechanisms to resolve the problems in question. Joint humanitarian aid activities will also alleviate the burden of financing, which is a general problem faced by almost all civil society organizations. On the other hand, multi-actor humanitarian aid operations, in terms of fund utilization, will contribute to the emergence of various mechanisms that will balance, limit, and ensure transparency, thereby preventing the possibility of arbitrary and irresponsible behaviour of civil society organizations. Coordination-based humanitarian activities will help prepare for potential difficulties in regions requiring humanitarian aid through mutual experience and knowledge sharing, and thus, a coherent, effective, and principled humanitarian intervention will be achieved.
The changing nature of crises worldwide sometimes prevents certain international civil society organizations from conducting humanitarian activities in specific regions. This situation hinders the satisfaction of the urgent needs of individuals and the timely delivery of humanitarian aid to the region. This incident can be overcome by cooperation between international humanitarian actors that are unable to perform their duties in the region due to various reasons, in conjunction with local humanitarian organizations. In other words, when international actors whose duties have been obstructed for various reasons operate anonymously, they can take on a supplementary role in meeting the urgent needs of local organizations, thus preventing the increase in grievances and casualties. On the other hand, the coming together of local and global humanitarian actors will contribute to increasing the visibility of national actors involved in humanitarian aid activities within the humanitarian aid system. In addition, working together with a wide range of international organizations conducting humanitarian activities will enhance the potentials of local or regional civil society organizations to carry out their work.
İNSAMER
